Ankara Gezisi ve Notlarım

Bir önceki yazımda dün Ankara’ya gideceğimi belirtmiştm. Gittim ve dün gece 11 sularında geldim. Bu geliş olayı biraz enteresan oldu yani sabah 00:30′da gidip, aynı gün içinde benzer bir saatte aynı yerde olmak sanki o zaman diliminde yine Bursa’da olmuşum ama o günü pas geçmişsin yada uyumuşsun gibi oluyor. Neyse, biraz karışık bir cümle oldu sanırım :D

Gezide nelerden yaptığımızdan falan bahsedeyim biraz. Gezi programında gezeceğimiz yerler ODTÜ, Ankara Üniversitesi ve Armada alışveriş merkezi olarak belirlenmişti ama biz gezi başından hatta öncesinden beri “Hocam, Bursa’da alışveriş merkezi mi yok? , Bizim Zafer Plaza onu tokatlar” gibi laflar söylüyerek Armada alışveriş merkezi olan kısmı Anıtkabir’e çevirmeye çalışıyorduk ancak ne yazık ki bu emelimize ulaşamadık ve Atamızı ziyaret edemedik! Ettirmeyenler sağolsun!

Otobüs gece 01′de hareket ettikten sonra başta herkez böyle espri yapiyim, herkez bana gülsün havasındaydı. Bu sebepten dolayı yüz boyamaya çalışan, bunun için husisi annesinin makyaj takımından ruj araklayan arkadaşlar vardı :D Yolculuk ilk başladığında ortalarda bi’ yerlerde oturan ben daha sonra arkalara doğru ilerledim, orda muhabbet daha güzeldi şarkı söyledik falan. Biraz da uyuyabilme şansı buldum :) Yolda verdiğimiz 2 molada da yağan kar aklımıza “Acaba Ankara daha da soğuk mu lan?” sorusunu getirdi neyse ki bu sorunun cevabı negatif oldu. Çünkü Ankara Bursa’dan bile sıcaktı ehehe.

odtü devrim stadı

Sabah saat 7.30, 8.00 gibi Ankara’ya girdik ve daha önce Ankara’yı hiç ziyaret etmemiş olan ben meraklı gözlerle etrafı inceledim otobüsten. En dikkatimi çeken şey Ankara’da adım başı üniversite kampüsü olması ve neredeyse tüm binaların hayvan gibi olması oldu :D Ankara’da il ziyaret edeceğimiz mekan ODTÜ idi. Ankara içinde kısa bir yolculuktan sonra ODTÜ kampüsüne girdik. Başta “saldım çayıra, mevlam kayıra” şeklinde saldılar bizi kampüsün içine. İlk olarak pratik bir kahvaltıdan sonra kampüs içinde dolaşmaya başladık. İlk olarak 1970 yılında ODTÜ Kimya’da okuyan 5 kimyagerin hazırlamış olduğu ve yaklaşık olarak 37 yıldır herhangi bir kimyasal ile çıkartılamayan Devrim yazısını görmeye gittik. Öyle enteresan bir boya ki üzerini boyuyorsunuz tutmuyor, etrafını beyaza boyuyorsunuz yine belli oluyor. O “Devrim” yazısını çıkartmak için taşları sökmek bile istemiş bir ara üniversite yönetimi ancak olay çıkmış, dolayısı ile onlarda vazgeçmiş :D

Daha sonra biraz etrafta dolaştık. Dolaşırken yanımızdan gelip geçen tipleri inceledik. Erkeklerin çoğunda saç sakal almış başını yürümüştü :D Çalışmaktan bu tür işlere vakit bulamıyorlar sanırım eheh. Bir diğer gözlemimiz ise kampüs içerisinde gördüğümüz neredeyse tüm öğrencilerin yalnız yürüyor, takılıyor oluşuydu. Otobüste bize rehberlik yapan ablaya bunun nedeni sorduğumuzda insanların burada gece 1-2′ye kadar çalışıp, 4-5 saat uykudan sonra yine çalışmaya devam ettiğini bu yüzden aslında yürüyenlerin ayakta uyuduğu cevabını aldık :D Bu dolaşma işlemi süresince baya resim çektik ancak o resimler Enis’in foto makinasında olduğundan ve ben resimleri henüz alamadığından sizlerle paylaşamıyorum. Bu dolaşma işi ile zamanı geçirdikten sonra Kültür ve Kongre Merkezi önünde toparlandık ve otobüslerle ODTÜ içerisinde gezinmeye başladık bu sırada bizimle ilgilenen Psikoloji 1. sınıf öğrencisi ablaya ilgi ve alakasından dolayı teşekkür etmek istiyorum :) Gerçekten işini severek yaptığı belli oluyordu. ODTÜ kampüsü içerisindeki envai çeşit lab’ı öğrendikten sonra konferans salonunda yapılan sunum ile ODTÜ’yü sosyal ve akademik yönden iyice tanımış olduk. Şahsen kendi görüşümü soracak olursanız ben baya beğendim hatta şuan da hayallerimi süslüyor diyebilirim :) 46k dönüm arazi üzerine kurulmuş ve hayvani imkanlara sahip bir üniversitede okumayı çok isterdim, hatta çok istemiyorum okuyacağım :) Bu şekilde ODTÜ gezisini bitirmiş olduk ki bu kısım benim geziden en memnun kaldığım kısımdı.

ODTÜ’den çıktıktan daha sonra daha merkezde bi yerde olan va kampüsleri şehrin çeşitli yerilerine dağıtılmış olan Ankara Üniv. Siyasi Bilimler fakültesini ziyaret ettik. İşte ne olduysa buradan sonra oldu ve gezinin can sıkıcı kısımları başladı. Çünkü programa göre 4 saat gezilmesi planlanan Ankara Üniv. için önceden yapılması gereken izin görüşmelerinde bir iletişim kopukluğu yaşanmıştı ve biz siyasi bilimler, hukuk, eğitim bilimleri ve adını hatırlamadığım bir fakülteyi her birine 10 dk ayırarak gezecektik yani iznimiz 40 dk’lıktı. Bu şekilde harala gürele içerisinde girdik Ankara Ünv.’e. Başta Siyasi bilimler fakültesinde kısa ama eğlenceli bir sunum yapıldı tarihi bir anfide :) Sunumu yapan eleman baya matrak ve içtendi :D Bize fakülte içerisinde ne kadar avra,geyik muhabbeti varsa onlardan bahsetti. Örn; işletme okuyanların bakkal, Çalışma ekonomisi okuyanların abazan olarak anıldığından falan bahsetti. Üniversitede baya gelişmiş bir düşünce, tartışma ortamının olduğundan ve özgürlük olayının biraz aşmış olduğundan bahsetmiş oldu. Örn; kendisinin sene başladığından beri henüz toplasak 5 tane derse girmediğini ama kimsenin onu derse girme konusunda zorlamadığını - ve onu örnek almamızı :D - bunun gerçekten güzel bir özgürlük olduğundan falan bahsetti ki haklıydı kanımca. Bu eğlenceli sunumuda video olarak kaydettik ancak yine bende değil arkadaşımın kamerasında kısmetse alıcam hepsini :) Buradan çıktıktan sonra eğitim bilimleri fakültesine girdik başta bahsettiğim iletişim kopukluğundan dolayı ~30 dk süreyi buranın girişinde bekleyerek geçirdik ancak sonunda bir sunum yaptılar. Sunumu yapan bölümün 2 rektör yardımcısından biriydi ve kendi kişisel yetenekleri ile 0 hazırlık ile çıkmış olduğu sunumunu başarılı bir şekilde yaptı ancak tabii ki daha iyi olabilirdi. Sunum sırasında sorduğumuz “Gözlemlediğimiz kadarı ile üniversite bünyesinde bir çok görüş var, bunlar her tarafta stickerları pankartları falan var bu kadar çok görüş olması insanların burdaki yaşam alanını, rahatını etkilemiyor mu?” benzeri bir soru üzerine rektör yardımcısının verdiği “Buradaki amacımız bu, insanları tartıştırmak, düşündürmek, farklı düşünceler oluşturmak. Burada 30 dk önce olay - eylem vardı 30 dk sonra da olur. Bunlar doğal, bastırsanız bastırırsınız ama bu çözüm olmaz” cevabı gerçekten hoşuma gitti. Bu şekilde Ankara Ünv. ‘deki işimizde bitmiş oldu. Tam biz çıktığımız sırada “Herkez bebek doğar, kimler asker doğar?” şeklinde sloganların atıldığı bir gösteri vardı neye karşı ve ne için olduğunu tam anlıyamasamda yanılmıyorsam bir süre önce gerçekleşen Hrant Dink cinayeti ile yada Savaş ile ilgiliydi. Çıktığımızda kampüs çıkışında ellerindeki biber gazları ile gördüğümüz çevik kuvvet polisleri bizi biraz heycanlandırdı. “N’olcak acaba lan, polis bunlara dalar mı ki?” gibi sorular sorduk arkadaşlar arasında ama hiç bişey olmadı 1 saat sonra oradan geçtiğimizde ne polis vardı ne bişey. Daha sonra bu ve benzeri olayların her gün yaşandığını öğrendik. Buradan hızlıca ayrıldıktan sonra - Aslında Hukuk fakültesinide ziyaret edecektik ancak o başta bahsettiğim kopukluk sorun çıkardı. - biz “hocam zaman var işte Anıtkabir’e gidelim” falan diye diretsek ve her fırsata söylesek hatta tüm otobüs bunu istese bile biz toplasan 3-5 kişinin istediği ile Ankara ünv. tıp fakültesine gittik. Burada yaklaşık bi’ 45 izin alma kısmı için bekledik, bu bölümü gezmek istemediğimizden daha doğrusu aramızda tıp isteyen pek olmadığından dolayı :D bu bekleyiş bize işkence gibi geldi. Bunca bekleyişten sonra o bölümde görevli bir dr. bir akademisyen “hekim olmak” konulu gayet sıkıcı ve salondaki 50 kişinin neredeyse 45′ini uyutan bir sunum yaptı. Ancak adama hak veriyorum. Birisi size günler önceden belirtmeden gelip “bize 5 dk içinde sunum yap, çabuk ol” gibi teklifte bulunursa ve hiç ama hiç yazırlık yapabileceğiniz tek şey eski sunumlardan birini bulmak ve ordan okuyup o maddeler üzerine konuşmaktır :D O yüzden sunumu yapan doktorun buradan bir suçu yoktu, sorun bizim organizatörlerdeydi :) Onlarıda saygıyla (!) anıyoruz.

Ankara Tıp olayınıda bitirdikten sonra anladık ki organizatörler inatla bizi Anıtkabir’e götürmemek üzerine yemin etmişlerdi. Sonuç olarak gidemedik ve Armada alışveriş merkezine gittik. Burada 1.5 - 2 saat falan gezdik dolandık, tıkındık ancak tüm eylemlerimizde bi homurdanma “olm gidicektik Anıtkabir’e işte, dandik organizatör” durumu vardı. Burada da işimiz bittikten sonra geri dönüş çilesi başlamış oldu. Çünkü sesten ve boyanma tehlikesinden dolayı doğru düzgün uyuyamadığınızdan otobüste 6 saat boyunca dakikaları saymak, konuşacak birşey kalmadığından muhabbette edemiyor olmak gerçekten sıkıcı bir olay ancak neyse ki geçti…

Son olarak Ankara ile ilgili söyliyebilecektilerim. Gerçekten güzel bir şehir olduğu ve beni etkilediği. Her bi haltın genel merkezi burada olduğundan şehirdeki tüm binaların hayvani yapılar olması falan baya dikkatimi çekti. Kısaca (!) Ankara böyleydi :) Ne yazdım be, blogun en uzun yazısı bu oldu herhalde :D Dil ve Anl. dersinde gezi yazısı örneği isterlerse bunu vericem eheheh.

Bu yazı 15 Aralık 2007, 21:26 tarihinde Benim Dünyam, Genel, Gezi kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.

“Ankara Gezisi ve Notlarım” için 9 Yorum

Yorum Yapın

Clicky Web Analytics