Bu yazıyı yaklaşık bir sene önce okuldaşım, öss koçum zaman zaman hayat koçum Mustafa Öztürk yazmıştı bir sene öncesinde.. Onunkini buradan okuyabilirsiniz.. Bende o günlerde and içmiştim yeneceğim bu öss’yi ve sınavdan çıktığım gibi büyük bir şevkle yazacağım bu yazıyı diye..

Ama maalesef hayat her zaman insanın istediği yönde gitmiyor.  Andı içtikten sonra kendimle o kadar kavga edip, kendimi o kadar dizginleyerek yapmış olduğum çalışmaların hiç birisi kelimenin tam manasıyla hiç bir işe yaramadı diyebilirim.

Sınav sabahına kadar herşeyden çok umutluydum.. Dershanede son çözdüğüm denemelerde v.s 265 almıştım, 2007 ÖSS sorularını çözdüğümde 275 puan çıkarmıştım.. Anlayacağınız gayet olumlu ve kendime güvendiğim bir tablo söz konusuydu.. Hatta öyle ki, yani sınavı halt edeceğimden o kadar emindim ki beni arayıp “heycanlanma yavrum, stres yapma, biz arkandayız” diyen beni seven tüm insanlara “yok ya ben heycanlı falan değilim, sınav işte n’olcak” gibi cevaplar veriyordum.

Neyse lafı fazla uzatmadan sınav sabahına geleyim. Sabah sınav salonuna gayet rahat bir şekilde girdim. Kalemimi, suyumu, silgimi, kuru üzümlerimi özenle yerleştirdim sınavı olacağım sıraya.. Adeta bir imparatorluk kurmuştum orada.. Herşey çok güzel olacaktı,tı,tı..

Sınav başladı.. Genelde kolaylıkla çözdüğüm matematik 1 bölümü yine kolay başlamıştı.. Dedim tüm sınavım böyle geçerse galiba bu sefer oluyor, hayallerime ulaşıyorum.. Ama sonrasında işler pekte istediğim gibi gitmedi.. Zaman ile ilgili sorunlar yaşadım.. Boş bıraktığım her soru ondan sonra çözdüğüm sorularda kafamı kurcaladı.. Son 45 dk’da çözdüğüm Türkçe’de ciddi bir dikkat dağınıklığı yaşadım, her dakika saate baktım falan. Son 45 dakikanın nasıl geçtiğini inanın bilmiyorum.. Türkçe bittiğinde kalan 15 dk’m bana hiçbir anlam ifade etmiyordu neredeyse.. Sadece mat1′e dönüp 1-2 sorunun üzerinden geçmeme imkan tanıdı o kadar..

Neyse o an geldi ve salon görevlisi “arkadaşlar! sınavınız bitmiştir. Geçmiş olsun” dedi.. O anki duygularımı yazarak anlatabileceğimi pek sanmıyorum.. Kafamda ne yaptım ben? Nasıl böyle oldu? gibi bir çok soru ve içime sinmeyen bir sürü şey ile çıktım sınav salonundan.. Annemler tabii ki de umutlu gözlerle bekliyorlardı beni, onlara “süper” geçti diyemedim. Bana çaktırmasalar bile yüzleri düştü, moralleri bozuldu. Özellikle annemi o halde görmek içimi yaraladı.

Neyse eve geldim. Yani içimde bir burukluk vardı ama yine de umutluydum sınavdan. Konuştuğum bir çok arkadaşım “çok kötü, Matematik 2′yi hiç yapamadım” falan diyorlardı.. Ben Matematik 2′de o kadar zorlanmadan 25 soru cevaplıyabilmiştim çoğundanda emindim neredeyse.Ne diyorduk, heh eve gelmiştim. TV’de çeşitli illere bağlanıp sınavdan çıkarken arakladıkları 3-5 çocuğu canlı yayına almış mal mal sorular soruyorlardı. Bende hani sınavım iyi geçti ve sevinicem ya sövüyordum o sıra hadi ya çözümlere geçin diye.

Çözümler başladığında 1. bölüme ait olan testlerde bir miktar moralim bozuldu. 2007 ÖSS sorularını çözdüğümde Mat 1 ve Fen 1 testlerinden full yapmıştım neredeyse ama bu sınavda ikisi de ortalamamın çok altındaydı. Neyse sonra içeri geldim bilgisayar başına. FriendFeed’te takıldım biraz falan Mat 2 ve Fen 2′yi kontrol ettim. İşte başımdan aşşağı kaynar suların döküldüğü, içimden bir parçanın koptuğu kısım orasıydı.. Matematik 2′de resmen saçmalamıştım ve doğru yapabileceğim soruları hep ufak tefek ve saçma hatalar ile kaybetmiştim. Netekim Fen2′de de saçmalıdğım sorular vardı ve o sinirle internete girip puanım hesapladım..

Orada Say 2 : 235 yazdığı andan itibaren sinir krizi gibi birşey geçirdim sanırım. Yaklaşık bi’ yarım saat hüngür hüngür ağladım. Kendim için, ailem için, verdiğim emekler için.. Çözdüğüm 1000lerce sorunun karşılığı bu olmamalıydı, olamazdı. Ama olmuştu işte ve bu yazı kafamda bir milyon tane soru işareti ile sürekli olarak annemle tartışarak geçireceğim belli olmuştu.

Yukarıdaki paragraftaki andan itibaren şu ana kadar berbat durumdayım.. Destek olan moral veren dostlar çok sağolsunlar ama maalesef insan bir süre sonra kendisiyle başbaşa kalıyor.  Ve kaderine isyan etme noktasına geliyor. Şu an çıldırma noktasına gelmiş durumdayım.. Önümüzdeki 1 ay içerisinde çok önemli bir şeyin tercihini yapmam gerekiyor.

Ya 10 yaşımdan beri hayalim olan bilgisayar mühendisliği sevdamdan vazgeçeceğim, ne rasgelirse okuyacağım ve yine yazılım mühendisliği konusundan kendimi geliştireceğim.. Yada yine tüm herşeyi, projelerimi, planlarımı, hayallerimi bir sene daha erteleyip sınava bir sene daha hazırlanacağım. Buradaki ilk şıkkı seçmiş olsam bile kafamda soru işaretleri var. Bunu hangi ilde yapacağım? Bursa’da kalıp, iş ile ilgili durumlarda İstanbul’a gitmek mi mantıklı yoksa İstanbul olsunda nasıl olursa olsun diyerek  İstanbul’a gitmek mi?

Yazılım sektöründe birşeyler yapmanın, bir yerlere gelmenin okunan okul ile bir alakası olmadığı bir çok örnekle kanıtlanmış birşey artık.. Bu duruma dair Türkiye’den ve dünyadan birçok örnek gösterilebilir. Bende bu furyaya mı kapılsam yoksa eğitim önemlidir deyip 1 sene daha herşeyimi ertelesem mi bilemedim. Cidden çıldırmak üzereyim.

Bitti.